DOLAR

32,8758

EURO

35,1836

ALTIN

2.499,97

BIST

10.739,28

Enflasyonun Kaleleri: Türkiye ve Arjantin

Enflasyonun Kaleleri: Türkiye ve Arjantin

Kozanoğlu Yazdı: Mart Ayı Bütçe Fazlasının Verilmesi Üzerinden Türkiye ve Arjantin Programlarının Benzerlikleri ve Farkları…

Yazar ve iktisatçı Hayri Kozanoğlu bugün kaleme aldığı yazısında Arjantin ve Türkiye‘deki ekonomik benzerlikleri ve farklılıkları inceledi. Kozanoğlu, “Her iki ülkede de kronik enflasyon ve merkez bankası rezervlerinin düşük olması gibi ortak sorunlar var. Ancak Arjantin IMF programı uyguluyor, Türkiye ise resmî bir ilişkiye girmekten kaçınıyor.” diyerek, önemli değerlendirmelerini okuyucularına aktardı.

Kozanoğlu‘nun yazısı şöyle:

“G-20 ülkeleri arasında en yüksek enflasyon oranına sahip iki ülke bilindiği gibi Arjantin ve Türkiye. Her iki ülkede de 2023’te haşin bir kemer sıkma programı başlatıldı. 2023 Aralık’ta, elinde testeresiyle kamunun ekonomideki ağırlığını azaltmaya, pesoyu atıp ABD dolarına geçmeye söz veren fanatik piyasacı Javier Milei cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturdu.

Bizde de 2023 Mayıs seçimleri sonrası Hazine ve Maliye Bakanlığı’na atanan Mehmet Şimşek enflasyonu düşürme vaadiyle bir ekonomik istikrar önlemleri uygulamaya koyuldu. Ancak, yaklaşan 31 Mart 2024 yerel seçimleri nedeniyle Şimşek’in programının en can acıtıcı ögeleri seçim sonrasına bırakıldı.

Ekonomi Adımlarında Karşılaştırma

Son zamanlarda birtakım piyasacı ekonomi yorumcuları büyük bir sitayişle Arjantin programından söz ediyor, Mart ayında bütçe fazlası verilmesini Türkiye’ye örnek gösteriyor. O nedenle her iki ülkeyi benzerlikleriyle ve farklılıklarıyla karşılaştırmakta yarar bulunuyor.

Benzerlikler

Öncelikle, Arjantin’de yüzde 200’ü aşmış, uzun süredir üç haneli rakamlarda demir atmış olmakla birlikte, her iki ülkenin de kronik enflasyon sorunu bulunuyor. Yine benzer biçimde, merkez bankası net rezervleri eksilerde geziniyor. Diğer bir ortak yön de, yerel paraya güvensizlik nedeniyle dolarizasyonun alıp başını gitmesi. Şu anda ekonominin dümenindeki iki figür, gerek Milei gerekse Şimşek krizin bedelini emekçi kitlelere ödetmeye kararlı görünüyor.

Her iki programda da birinci öncelik cazip getiriler önererek uluslararası sermayeyi çekmek olarak belirlenmiş. Bu anlamda IMF-Dünya Bankası-OECD gibi uluslararası finansal kuruluşların, kredi derecelendirme şirketlerinin övgülerini mazhar olmayı başarıyorlar. Kredi risk primlerinde düşüşler gözleniyor. Milei olumsuzluklardan “sosyalist” Peroncuları, devletçi zihniyeti sorumlu tutarken; Şimşek kendi partisinin elemanı AKP’li Nebati’nin “irrasyonel” politikalarını günah keçisi yapıyor.

Farklılıklar

Gelelim farklılıklara, Arjantin 2018’den beri IMF programı uyguluyor. 44 milyar doları ödenmiş 57 milyar dolarlık anlaşma IMF’nin şu ana kadarki en büyük kredi desteğini oluşturuyor. Türkiye ise IMF’den sözle destek almasına karşın, siyasi çekincelerle resmi bir ilişkiye girmekten kaçınıyor.

Arjantin burjuvazisinin yurt dışına kaçırılmış büyük bir sermaye stoku bulunuyor. Milei sermaye dostu bir iklim yaratarak, bu sermayeyi geri getirmeyi programının eksenine koyuyor. Mehmet Şimşek ise, bel bağladığı Körfez sermayesinden beklediği ilgiyi bulamayınca, sıcak para tabir edilen borsa ve tahvillere yönelecek kısa süreli para girişlerini cezbetmeye dayalı bir taktik izliyor.

Arjantin’in 9 kez dış borç krizine sürüklenip, borçlarını yeniden yapılandırma gibi “kötü” bir sicili bulunuyor. Türkiye ise, 1980 sonrası her ne pahasına olursa olsun dış borçlarını sadakatle ödediği için, dış kaynak bulmakta fazla zorluk çekmiyor. Yüzde 56 oyla seçilerek gelen Milei’nin önünde beş yıllık bir süre var. Buna karşın partisinin parlamentoda çoğunluğu bulunmadığı için istediği yasaları geçirmekte zorlanıyor, çoğu kez başkanlık yetkilerini kullanmak zorunda kalıyor.

Bizde ise Şimşek’in cumhurbaşkanı tarafından atanmış bir bakan kimliği ile her adımında Saray’dan onay olması gerekiyor, geleceği RTE’nin iki dudağı arasında bulunuyor.

“Tencere, Tava Çalarak”

Arjantin’de daha güçlü bir toplumsal muhalefet cephesinden söz edebiliriz. Milei’nin can acıtıcı her adımında mahalle komiteleri, sosyal hareketler, sendikalar “tencere, tava çalarak” tepki veriyor. Türkiye’de ise ekonomik sıkıntılara karşı yurttaşlar tepkilerini dolaylı yoldan 31 Mart’ta sandığa yansıtsalar da, emek örgütleri ve sosyal hareketler daha dağınık durumda.

“Türkiye Kalkınma Çabalarında Sallantılı Bir Rota Çiziyor”

Arjantin 20. yüzyıl başlarında gelişmiş bir ülke iken, gerek Latin Amerika ülkeleri gerekse tüm gelişmekte olan ülkeler arasında gerileyen bir konuma sahip. Türkiye ise cumhuriyetin kuruluşundan bu yana kalkınma çabalarında bir türlü istediği düzeye ulaşamamış sallantılı bir rota çiziyor.

Bu Güney Amerika ülkesi önemli bir tarım üreticisi, zengin petrol ve doğalgaz kaynakları bulunuyor, teknolojide kritik bir maden olan lityum kaynaklarına sahip, gelişkin bir yazılım ve enformatik sektörü var. Buna karşın Türkiye’nin turizm, taşımacılık ve müteahhitlik hizmetleri kaynaklı döviz kazanma kapasitesi yüksek, AB ülkelerine yakınlığı ihracatta avantaj sağlıyor.

Milei’nin ulusal havayolu, demiryolu, posta idaresi ve su dağıtımını satmaya endeksli bir özelleştirme programı bulunuyor. Türkiye ise AKP’nin ilk döneminde tüm stratejik kuruluşlarını elden çıkardığı için, tasarruf paketindeki değerli lojman, sosyal tesis arsalarını satmak gibi kırıntı niteliğindeki özelleştirmelerden medet umuyor.”

 

Hayri Kozanoğlu‘nun yazısına ulaşmak için Tıklayın.

Tüm Köşe Yazılarına Ulaşmak İçin Tıklayın!

Daha Fazla Ekonomi Haberi Okumak İçin Tıklayın!

BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ